29 Ara 2017

GANGLİON KİSTİ


Bundan yaklaşık 2,5 yıl önce arkadaşlarımla buluşmuştum. Elimi atmışım koltuğun arkasına sallandırıyorum dikkatimi ufak bir şişlik çekti. Tam el bileğimin ortasında. Normalde asla belli olmayan, ya da varlığını bana çeşitli ağrılarla belli etmeyen bir şeydi. Üzerinde durmadım.


Çok küçük, sadece elimi aşağıya doğru büktüğümde belli olan, sert, bastırdığımda dahi ağrı yapmayan bir şeydi.

2,5 yıl mazimiz oldu kendisiyle.

Bir süre sonunda büyümeye ve ağrı yapma başladı.

Koluma kadar yükselen ağrı parmaklarımı da etkilemeye başladı. Akşama kadar klavyede işim var. Akşam da evime gider oradan spora salonuna geçerim. Haliyle ağırlık kaldırıp bileğime yük bindiriyorum. Bunların etkisiyle muhtemelen büyüdü.

Ankara Numune Hastanesi El cerrahisi bölümüne gittim bunun için. Ortopedi bölümü de bakıyor bu tür şikayetlere. Ganglion kisti olduğunu öğrendim. Eklem sıvısının dolu olduğu bir kist. Çoğu zaman patlayıp kendiliğinden dağılabiliyormuş. Zararsız bir şey. Ağrı yapmıyorsa önemsenmiyor bile. Ben de önemsememiştim.

Ağrım olduğunu söyleyince doktor ameliyat tarihi verdi. O kadar çok ağrı çekiyordum ki kabul ettim. 3 hafta sonrasına günümü aldım.

Lokal anestezi olarak yapılacaktı ameliyat. Bazen çok heyecanlananlar oluyormuş onlar için uyutarak yapabiliyorlarmış.

Hastane 1 günlük yatış verdi fakat yatırmadılar. Ameliyat için gerekliydi sadece. Ertesi gün gidip sabah 7,30 da yatış yaptım.

Öğlen kolumu omuzumdan uyuşturarak ameliyatımı yaptılar.


1 hafta yarım alçıda kaldı. Daha sonra kontrole gittim ve onu çıkarıp yerine sadece bandaj yaptılar. Parmaklarım bayağı mor olmuştu. Sordum doktora onlar normal dendi. Kılcal damarlardaki minik kanamalardan oluyormuş.

20 gün raporluydum 3-4 günde bir kendim kuru pansuman yaptım. Bu kadar uzun sürmesinin nedeni normal dikiş değil de; iç dikiş yapılıp üzerinin deri yapıştırıcısıyla yapıştırılmasından dolayı.

20 gün su değdirmedim. Banyo yaparken streç film ile kapatıp yaptım.Şimdi her şey çok rahat. Ufacık bir çizik duruyor. O da zamanla solacak ve bileğin katlanma bölgesi gibi duracak.

Elimin üzerinde, kesiğe yakın yerlerde yer yer uyuşukluk ve sızlanma oluyordu. Onlar da normalmiş. Kesik açılınca sinirlerin kenara çekilerek işlem yapılmasından dolayıymış. Sinirler çabuk küsüyor demişti doktor. Ama korkmayın 2-3 aya kadar hepsi geçer dedi. 2 aydan itibaren sızı falan kalmadı bende. Sadece ameliyatı olalı 7 ay olmasına rağmen elimin üstünde hala hassasiyet var.

Bu tür bir kisti olan pek çok kişi var. Aldırıp aldırmamakta kararsızlar. İşte onlar için yazdım ben bu yazıyı.

Tavsiyem: Eğer ağrınız yok ve yeterince büyük değilse, yani estetik açısından da sizi rahatsız etmiyorsa boşuna bıçak altına yatmayın. Küçükte olsa sonuçta ameliyat ve bir süre işlerinizi sekteye uğratıyor. Fakat gerçekten benim gibi çok ağrı çekiyorsanız uzatmanızı istemem. En azından 2-3 hafta daha çekersiniz sonrasında rahatlarsınız.

 Diğer bileğin kadar rahat kullanabiliyor musun diye soracak olursanız; 2,5 aydan itibaren bileğimi eski hali gibi kullanabildim.



Ameliyattan 7 ay sonra

Sağlıklı günler dilerim.



Devamını Oku »

27 Ara 2017

AKILLI BİLEKLİK - FAVORİ MARKAM

Herkesin kendince sempati duyduğu bir marka vardır.

Ben de elektronik ürünlerde SONY ve XİAOMİ markalarına sempati duyuyorum.

Sony'i herkes az çok biliyordur. Fakat Xiaomi markası Türkiye'de çok bilinmiyor. Markanın burada resmi satışı olmaması buna etken tabii ki.

Xiaomi markası Çin'de üretilen ve dünya çapında satış yapan, özellikle dokunmatik ürünler konusunda çok başarılı bir marka. Dünya akıllı telefon üreticileri arasında 5. sırada gösteriliyor. Çin'de satışlar konusunda Apple ve Samsung'u geçmiş durumda. Bana göre Asya'nın en güvenilir markalarından biri.

Türkiye'de de distribütör garantisiyle satışları yapılmakta. Telefonları çoğu markaya göre özellikli, güzel ve donanımlı olmasına rağmen fiyatları konusunda oldukça uygun. Ama ne yazık ki Türkiye'ye geldiğinde diğer telefonların fiyatlarına yaklaşmış oluyor o yüzden çokta uygun fiyatlı deyip alamıyoruz.

Markayı hep bilmeme rağmen cesaret edip ürünlerinden alamamıştım fakat akıllı bir bileklik almaya karar verdiğimde bu markayı denemek istedim.

MiBand 2 ile akıllı bileklik dünyasına giriş yaptım. Aldığım akıllı saat değil. Akıllı bileklik.

Ürün şarjlı. Yaklaşık 2 saatte full şarj oluyor. Tek şarjla 20 gün geçiriyorum.

Bilekliğin 'Mi Fit' isimli kendi uygulaması var. Bu uygulamayı indirip, bluetoothunuzu açtıktan sonra bilekliği yakın bir konumda tutuyorsunuz ve eşleştirme işlemine başlıyorsunuz. Eşleştirmeden önce bilekliği tam şarj etmek önemli çünkü bazen kutudan çıktığı şeklindeki şarjla eşleşmeyebiliyor. Eşleşme uzun süren bir şey değil.

Bu eşleşme ile artık telefon bildirimlerinizi bilekliğinizde görebilir veya bilekliğinizdeki verileri uygulamaya aktarabilirsiniz. Uygulamasını açar açmaz verileri otomatik olarak senkronize ediyor zaten.

Bileklik ile ister sadece saati, ister tarih ve saati birlikte görebilir, gün boyu kaç adım attığınızı, bu adımlar ile kaç km'lik mesafe katettiğinizi, yine bu adımlar ile kaç kalori yaktığınızı öğrenebilir; bilekliğinizin ne kadar şarjı kaldığını görebilir, ayrıca nabzınızı ölçebilirsiniz. Uygulamadan ekranda görünecek öğeleri kendiniz belirleyebiliyorsunuz. Ben tarih, adım, kalori ve nabız bilgisini ekranımda tutuyorum. Zaten şarjı %10un altında düştüğünde kendisi pil boş uyarısıyla  şarja takacak kadar idare ediyor. (1 gün)



Adımsayarının hassasiyeti çok güzel. Kolunuzu her hareket ettirdiğinizde adım olarak saymıyor.

Bu sabit bilgilerin yanı sıra telefona gelen bildirimleri bilekliğiniz titreyerek öğrenebilirsiniz. Bunun için bluetoothunuzu sürekli açık tutmanız gerekiyor. Ama benim şarjımı olumsuz etkilemiyor belirtmek isterim. Yine uygulamadan hangi uygulamaların bildirimlerini almak istediğinizi işaretliyorsunuz. Ona göre bildirim geldiğinde hangi uygulamadan geldiyse kendi ikonuyla birlikte titreyerek size haber veriyor. Ben instagram, twitter ve whatsapp bildirimlerim ile arama bildirimi alıyorum.

Spor yaparken nabız ölçmeyi sık kullanıyorum. Hangi hareketler nabzımı hızlandırıyor görmek benim için iyi bir şey.

Ayrıca belirlediğiniz günlük adım limitinizi tamamlayınca yine bayrak açarak ve titreyerek sizi kutluyor :)

Aramalarda ise 3snye sonra hatırlat seçeneği var. Telefon çalmaya başladıktan 3snye sonra bileklik titreyerek üzerinde ahize işareti çıkıyor. Siz dokunmatik tuşuna dokunana kadar titriyor. Arayan ismi veya numarası görünmüyor. Fakat telefon dilini ingilizce yaptığınızda arayan numara ve kayıtlı ismi de görebiliyorsunuz.

Yine bileklik uyku performansınızı da ölçüyor. Sabah uyanıp uygulamasını açtığınızda kaç saat uyuduğunuzu, bu sürenin ne kadarının derin uygu olduğunu, uyanık zamanınız var mı hepsini görebiliyorsunuz. Ayrıca size telkinlerde de bulunuyor. Derin uyku sürenizin kısa olup olmadığıyla veya genel uyku sürenizle ilgili.


En çok kullandığım bir özelliği ise alarmı. Evet ben telefon sesli alarmını sevmeyen biriyim. O yüzden sadece titreşim alarmı kurardım ve maalesef onu hissedebilmek için yastığımın altında tutardım telefonu. Kötü bir alışkanlık. Bu bileklik sayesinde yatarken telefonu uzakta tutuyorum çünkü ayarladığım saatlerde titreyerek beni uyandırıyor. Titreşimin dozu gayet iyi, uyanamazsam diye düşünmenize gerek kalmıyor. Uyanınca bir kere tuşuna basarsanız duruyor fakat 10 dakika ertelemiş oluyorsunuz. Eğer tuşa biraz uzun basılı tutarsanız kapatmış oluyorsunuz.

Şarjı bitmemesi için normal zamanda ekranı karanlık duruyor. Yine uygulamasından bileği hareket ettirince bilgileri görüntüle seçeneğini işaretleyerek tuşuna basmaya gerek kalmadan bilgilerinizi görüntüleyebiliyorsunuz. Gece uyandığımda odamda yol bulmak için ışığını kullanıyorum :) Karanlıkta ve normal zamanda ışığı iyi olsa da yazın güneşte biraz zorlanıyorum ben.

Kordonu alerji ve yazın terleme gibi şeyler yapmıyor. Soyulma da olmadı. Bilekliği 1 yıldır her gün kullanıyorum. Bileklik siparişinde siyah renkli kordon ile geliyor fakat siz isterseniz farklı desen ve renklerde başka kordonlar alabilirsiniz.

Eğer bu tarz bir ürün kullanmak isterseniz size de MiBand2'yi şiddetle tavsiye ederim. Hem kullanışlı hem şık.

Arkadaşlarım farklı markaların aldılar fakat pişman oldular. Özellikle bu bilekliğe benzeyen fakat daha ucuz olan bir markayı alan arkadaşlarım çok pişman. Çünkü bilekliğin kendi uygulaması yok. Ayrıca her kollarını hareket ettirdiklerinde adım sayıyor. Bileklik kollarında olmasa bile nabız ölçüyor. (Harika :/ Sanırım hissediyor.)

Bu markanın bir de bluetoothlu kulaklığının siparişini verdim. Kullanmaya başladıktan sonra onu da yorumluyor olacağım.

Sormak istediğiniz bir şey olursa her zaman cevaplarım.


Sevgiyle Kalın..


Devamını Oku »

25 Ara 2017

NASILIM BİLİYOR MUSUN?


Okuyunca sizin de aklınıza Gripin'in şarkısı geldi mi? :)

Ama ben bu yazıyı, bu seneyi kendimce değerlendirmek için yazıyorum.

Artık yeni yıla sayılı günler kaldı. Ki Noel ile karıştırmayıp; yeni bir yıla geçiyor olmayı, her sene kutlamayı seven biriyim.

Kutlamak derken, partiler mod:on yapmıyorum tabii ki. Ailemle birlikte ya evde yada yakınlarımızla müsait olan bir kişinin evinde toplanıyoruz. Yiyoruz, içiyoruz sonra evlere dağılıyoruz.

Her sene sizce bir önceki seneyi aratıyor mu? Normalde pek bu düşünce de olmazdım ama bu sene oldum.

2017 yılı benim için pek iyi geçmedi. Tabii ki güzel günler de yaşadım, eğlendim, gezdim fakat yine de kötü şeylerin ağır olmasından dolayı 2018'i daha umutlu beklemeye başladım.

Yani bu yıl;

El bileğimden ameliyat oldum,
Babamın kanser olduğunu öğrendik ameliyat oldu, kontrolleri sürüyor,
Kuzenim ağır bir trafik kazası geçirdi yüzü tanınmayacak haldeydi estetik ameliyat oldu fakat şu an yine de yüzü kötü bir durumda.
En yakın arkadaşlarımdan biriyle aram bozuldu.


Güzel şeylere gelirsek;

Tatile gittim hem de 2 kere,
Bu sene 2 yeni çok güzel arkadaş edindim,
Çok çok görmek istediğim bir kişiyle yüz yüze görüştüm.
İnstagram bloggerlığını bıraktım (Bence güzel oldu).

Daha da ufak güzel şeyler oldu tabii ki ama, her ufak şey yazılmıyor :)


2018 yılında güzel şeyler olacakmış gibi bir his var içimde. Ama bu güzel şeyleri kendi hayatıma yoruyorum. Yani benim hayatımda güzel şeyler olacakmış gibi. Umarım öyle de olur.

Tabii ki dualarımda herkes için güzel bir yıl olmasını, kimseye sevdiklerinin acısını göstermemesini ve sevdikleriyle sınanmamasını dilerim..

Dilerim çok mutlu olun, sağlıklı olun, huzurlu olun, sevgiyle dolu olun, paralı olun.


Vee kimse için kalbiniz kırılmasın..


Şimdiden MUTLU YILLAR!..





Devamını Oku »

7 Ara 2017

KOLAY BİSCOTTİ TARİFİ


Size kendiminde sık sık yaptığı harika bir biscotti tarifi vermek istiyorum.

Ara öğünlerde veya sabah kahvaltısında kullanabileceğiniz, ekstra şeker konulmayan harika bir tat.

Ben ufak parçalara bölüyorum ve ara öğün olarak tüketiyorum. Bazen de sadece kahvaltıda yiyorum. Çok iyi bir şekilde tok tutuyor. Tatlı ihtiyacımı da gideriyor.

İçerisindeki ekstra malzemeleri kendinize göre değiştirebilirsiniz. Biraz damak zevkine kalmış.

Çok uzatmadan tarife geçeyim.

Malzemeler;

2 yumurta
yarım çay bardağı pekmez
1 çay kaşığı karbonat
1 çay bardağı ceviz
1 limon kabuğu rendesi
1,5 su bardağı tam buğday unu

Bu tarifinde orijinalinde;
Pekmez biraz daha fazlaydı fakat bana bu miktar yeterli geldi.
Ceviz yerine ise badem, kuru üzüm ve incir kullanılmıştı, ben ceviz sevdiğimden tercihim bu yönde oldu. Bazen de elma kurusu koyuyorum.
Limon kabuğu rendesi de benim eklediğim ufak bir ayrıntı. Bence hoş ve fresh bir tat kattı.

Yapılışına gelirsek;

Önce yumurta ve pekmezi güzel köpürene kadar çırpıyoruz. Sonra diğer malzemeleri ekleyip spatula ile karıştırıyoruz. Yağlı kağıt serili fırın tepsimizin orta kısmına 2 cm kalınlıkta dağıtıyoruz. Hamur bayağı yapışkan olduğundan spatulayla düzeltmeyi denemeniz daha iyi olur. Belki kenarları parmak yardımıyla düzgünleştirebilirsiniz. Sonrası önceden ısıtılmış 180 derecelik fırında 30-35 dakika pişirmek.

Burada görünüşü güzel durmuyor olabilir ama aldanmayın. Pekmezden dolayı rengi biraz esmer duruyor. Ama tadı bence harika :)


İçerisinde sadece ceviz var

Saklama işini kapaklı bir kavanozda yapıyorum.


Afiyetler olsun.

Devamını Oku »

20 Kas 2017

DEJAVU

Önceden Görmek. Fransızca bir kelime olan Dejavu'nun o dilde ki açıklaması bu şekilde.

Hayatınızda en az bir kez dahi olsa 'ben bunu daha önce görmüştüm', 'buraya daha önce gelmiştim' ve ya 'bu anı daha önceden yaşamıştım' kelimelerini sarf etmiş olma ihtimaliniz çok fazla. Bana da senede bir kaç kere olan bir durum.Araştırmalar ortaya çıkarıyor ki, insanların en az %50'si hayatlarında bir kere dejavu hissini yaşıyor.

Aslında yine araştırmalar diyor ki bir gözün o anda diğer gözden daha önce görüntüyü iletmesinden dolayı kaynaklanan yaşanmışlık hissi. Ya da beynin sağ lobu ile sol lobu arasındaki mili saniyeden bile az bir farkla görüntüyü işlemelerinden kaynaklanan bir his diye açıklanmaya çalışılıyor.

Sicim teorisini hiç duydunuz mu? Atom altı parçacıkların sicim şeklin de olduğunu, yok edilemediklerini ve titreşerek bir kütleye ulaştıklarını varsayar. Bu teoriyle birleştirirsek, farklı evrenler mevcut ve bu evrenlerde bizim vücut bulmuş başka hallerimiz var. Bazıları işte bu teoriyi dejavuyla desteklemeye çalışıyorlar. Yani etrafımızda kulağın bile algılayamadığı sesler ve fark edemediğimiz ışık dalgaları mevcutken (yani daha etrafımızda olup biten bazı şeylerin farkında bile değiliz) neden orada yaşadıklarımız bize etki ediyor olmasın düşüncesindeler. Yani etrafımızda fark etmediğimiz bu titreşimler aracılığıyla bize bir nevi uyarı sinyalleri gönderiyor olabilirler.

Veya bizim burada hayatlarımız hakkında seçimler yapıyor olmamız ve seçemediğimiz için aklımızın bir köşesinde kalan diğer şıklar belki de diğer evrende seçiliyorlar. Bir söz vardı 'Kuantum evreninde ne zaman bir seçim yapılsa bir evren daha doğar.'

Benim önceden sürekli gördüğüm bir rüya vardı. Site tarzında apartmanlar ve bu apartmanlardan birinin arka bahçesindeydim. Çitlerle çevriliydi her yer gidecek bir yer yoktu fakat ben gitmeye çalışıyordum. Sürekli bu rüyayı gördüm. Belki bir kaç sene içinde 10-15 defa. Ben öyle bir yerde hiç bulunmadım ve sonradan da öyle bir yere hiç rastlamadım. Bunun sicim teorisindeki paralel evrenlerde yaşayan yansımamla bir ilişkisi olabilir mi?

Tüm bunların içine fazlaca girince, düşününce aslında bazı şeyler o kadar uzak veya saçma gelmemeye başlıyor sanki.

Ne olursa olsun. Paralel evren, kendi yansımamız falan filan. Bunlar olmasa bile; orada bir yerler de vücut bulmuş ruhlar, farklı yaşam formları olduğu inancındayım ve de umarım bir gün bunları görme şansım olur.
Devamını Oku »

18 Kas 2017

İZMİR - ŞİRİNCE -SELÇUK - EFES

Sanırım yaz tatilimin çokta istediğim gibi geçmemesinden kış gelmeden ufak bir gezi daha yaptım. Aslında bu tamamen arkadaşımın fikriydi.

Gidelim mi? dedi.
Gidelim. dedim.



Hafta sonu için planladığımız bu kısa tatili, ben 2 gün önce giderek biraz uzattım. Amacım kuzenlerimle de biraz vakit geçirmekti.

İzmir'e daha önce 3-4 kere gittim. Çok gezmedim ama. Tramvay yolu yaptıklarından çoğu yer inşaat gibiydi.



Kuzenimle kemeraltında gezerken bir ses işittim: Burçak Hanım!
Başka bir şehirdeki kalabalık bir çarşıda ismimi duymak çok şaşırtıcıydı. Neredeyse en son 15 yıl önce yüz yüze görüştüğüm ilkokul arkadaşım karşımda duruyordu. Tabii ki telefonda ve sosyal medya hesaplarımızdan görüşüyorduk fakat türlü aksiliklerden bir araya gelememiştik.

Tolgacım bir gün bu yazıyı okursan seni gördüğüme çok sevindiğimi bil. İlkokuldayken de seninle konuşmayı çok severdim, hala da konuşmaya devam etmeyi istediğim özel insanlardansın. :) Farklı bir planım olduğumdan yine vakit geçiremedik fakat azimliyiz bir sonraki sefer kesinlikle vakit geçireceğiz :)

Cumartesi günü önce sahilde gezdim. Balık tutanlara imrendim. Bir dahakine olta olmasa da ben de misina alıp tutmak istiyorum. Sonra da alsancak izbanda yol arkadaşımı bekledim.


Şirinceye gitmeye karar verdik. Önce İzbanla Tepeköy'e gittik. Aktarma saati gelene kadar etrafta dolaştık. Çocuklar bizi sırt çantalarımızla görünce otostop ile gezen gezgincilerden misiniz diye soruyorlardı. Gidip bir kahvenin bahçesine oturduk. Çayımızı içtik. Kedilerle ilgilendik.

Sanırım bu gezi de on yüz milyon tane kedi-köpek sevdim. Ki normalde ben pek kedi seven biri değilimdir. Ama onlar bize yanaştıkça geri gidemedim. (Hem kedicilik kazanacakmış öyle dedi bana)

Şirince'ye gittiğimizde ilk işimiz kalacak yeri ayarlamak oldu. Çantaları bırakıp rahat gezebildik. Kalabileceğiniz bir çok pansiyon var. Grup olarak giderseniz de pansiyonlara bağlı evler. Yazın kalabalık zamanda gidecekseniz önceden yer ayırtmanızı tavsiye ederim. Biz gittiğimiz de aşırı yoğunluk yoktu o yüzden kalacak yeri hemen ayarlayabildik.

Yazın gittiğimde izdiham derecesinde olan kalabalık artık azalmıştı. Sokakları tabiki dar, el işi emeklerini satan teyzeler, evini pansiyona dönüştürmüş köy sakinleri, yeşilin tonlarında ve kasım ayının vermiş olduğu hüznü yansıtmaya başlayan kahverengiye, sarıya dönmüş yapraklar.. Hepsi de çok güzeldi. İnsanları güler yüzlü.

Şirinceye gittiğinizde illa şuraya gitmeniz gerekir diyeceğim bir yer yok. Zaten gidince her yeri geziyorsunuz. Ama bir şeyler söylemem gerekirse; papazın mahzeni var. Üst taraf hediyelik eşyaların satıldığı bir yer. Altta mahzen bulunuyor. Koyu ışıklandırmanın yapıldığı yer de şarapları tadabiliyorsunuz.Aslında şirincenin her yerinde şarap tadabiliyorsunuz :) Eğer alkol tüketme konusunda soğuk değilseniz şarap almadan da sarhoş olabilecek derecede diyebilirim (Şaraptan ne derecede sarhoş olabilirseniz :) )Mahzenin hemen dışında gerçek meyvelerden dondurma yapılıyor. Bir kap 10 TL. Aslında fikir çok güzel ve her yerde bulamayacağınız bir şey. Fakat tadı biraz yavan kaldı bence. Yani pek tatlı değil. Nutella sevenler onu da ekleterek daha tatlı bir tada ulaşabilirler. Mahzenin ilerisinde bir çeşme var. İçinde de bir sürü bozuk para. Eveet doğru tahmin.. Ticari zeka ile yapılmış dilek havuzu :) Hea ben de para attım yani onu da söylemek isterim. Çeşmenin yanında küçük bir kilise var. Ziyarete açık.















Eğer at sürmek isterseniz sanırım bir yer varmış bu konuda yardımcı olan fakat bizim zaman kısıtlı olunca başta heveslensek de sonradan uzak durduk.

Kaldığımız yerin kendisine ait restoranında akşama rezervasyonumuz vardı. Uzun zamandır soba ile ısınmamıştım. Gündüz sıcak olsa da akşamın verdiği soğukluğu soba ateşinde yok ettik. Çok bağırmadan yapılan canlı müzik tam kıvamındaydı. Bir de 1 şişe açtırdığımız şarabımız vardı. İçtik, sohbet ettik.. Saate baktığımızda daha 21:00 olmamıştı. Zaman durmuş gibiydi. Durmuştu da biz o anı yaşamaya devam ediyorduk sanki.

Kalacak yerimizdeki şömineyi yaktırdık. Ben hayatımda o kadar güzel bir an hatırlamıyorum. Çok ciddiyim. Tekli koltuğa oturmuş ayaklarımı uzatmışım. Üzerimde pijamalar. Elimde şarap kadehim.  Fonda çalan klasik güzel melodiler. Ortamı sadece ateş aydınlatıp, ısıtıyor. Başımı koltuğun kenarına yaslamışım. O anın verdiği hazzı hiç bir zaman unutmayacağım...



Ertesi gün uyandım ve camdan dışarı baktım. Güneşin doğuşu tam görünüyordu ve izledim. Dedim ki: her gün bu manzaraya uyanmak ister miydim? Evet isterdim. En azından o an ki duygum öyleydi.



Kahvaltımızı yapıp oradan ayrıldık.




Selçuk'a geldik. Selçuk çalışkan bir yer.. Giderken gördüğümüz kaleye çıktık. Kale geniş bir çevreye yayılmış ve bazı yerleri güzel korunmuştu. Giriş ücreti müze kartınız yok ise 10 TL. Kalenin en yüksek yerinde kilise kalıntıları bulunmakta. Ama buranın içerisi adeta sokaktaki herhangi bir binanın bahçesinin duvarıymış gibi yazılarla dolu. İnsanlar isimlerini kazımışlar. Keza alandaki kaktüslerde de isimler vardı. Ne doğaya ne de tarihe saygı kalmış. Kale de restorasyon çalışmaları devam ediyordu. Eksik olan şeylerden biri de yeterince açıklayıcı yazı bulunmamasıydı. Hani geziyorum fakat bu gördüğüm şey nedir, ne zamana aittir, ne için kullanılmıştır. Aklımda soru işaretleriyle ayrıldım. Gördüğüm şeylerin ne olduğunu bilmemek hoş değil.









Kaleden çıkınca sağ taraftan devam edin aşağıda İsabey Camii yer alıyor. Dış tarafı bile yeterince güzel görünüyordu. İçinde hani öyle gezecek bir şey yok tabi ki ama 1375 yılında yapılan ve Efes ile Artemis tapınaklarından getirilen mimari objelerle, sütunlarla süslenen, çoğu yeri mermer olan bir tarihi camii.




Çıkışta efes müzesine ilerlerken mandalina bahçesine denk geldik :) Nedense çok mutlu etti burası beni. Yol arkadaşımla girip bir kaç tane yedik. Sahibi yoktu sanırım ama varsa da helal etsin hakkını. Bahçeden çıkınca bir dedeyle karşılaştık. Bankta dinleniyordu. Biraz sohbet ettik sonra da müzenin yolunu tuttuk. Müze gayet güzeldi ve sergilenen eserler bol miktardaydı. Bir kadın olarak o altın kolye ve takılara bayıldım. Sergilenen her ürünün el işçiliği mükemmeldi. Şimdi artık görsellikten çok faydaya bakıldığından iyi eserler çıkmadığını düşünmekteyim. O müze de gördüklerim tam bir görsellik harikalarıydı. Müzeye giriş 10 TL.










Sonraki durağımız EFES oldu. Bizim güzergahımızı izleyecek olanlar olursa müzeden çıkınca sol tarafta garaj var oradan pamucak dolmuşlarına binebilirler. Efes'e gidince kapıdan sadece tiyatro kısmı görünüyor. Giriş ücreti 40 TL. Bu ücret çok değil mi diye düşünmüşlüğüm var. Ama öyle değil arkadaşlar.. İçerisi çok büyük ve gezilecek bir yer. Tiyatro bölümünün akustiği açık hava olmasına rağmen çok güzeldi. Bolca tarihi sütun, Meryem kilisesi de tiyatronun ilerisinde bulunmakta.







Gezinin sonunda otostop ile tekrar Selçuk merkeze döndük ve de mandalina ağaçlarıyla dolu sokaklarından İzban'a gidip havaalanına doğru yola çıktık. Her yer mandalina ağaçlarıyla süslü. Biraz toplamadığıma pişman oldum :)

Bunlar da bonus:

Hani dedim ya on yüz milyon tane kedi-köpek sevdim diye, bunlar da bazıları :)










Devamını Oku »