6 Ağu 2018

KİTAP ÖZLEMİ

Hep bir şeylerin özlemini çekmek kanımızda var sanki. Bize verilmiş güzel bir hediye mi yoksa içi kavuran düşünceler mi bir türlü karar veremiyorum.

Size de olur mu bilmiyorum. Bir dönem geliyor ve deli gibi kitap okumak istiyorum. Bahsettiğim şey tam olarak bu: Özlemini çekiyorum. Günler, saatler, dakikalar hiç bitmesin ama okuduğum kitap bitsin ve hemen yenisine geçeyim istiyorum. Bazen de okuma tutkusu içimde olsa da hep yapacak bir şeylerim olduğundan bu tutkuyu geri planda bırakıyorum. Uzun zamandır da geri plandaydı.

Şöyle bir baktım da geçmiş 1 yıllık dönemimde sadece 2 kitap okumuşum. Ne kadar acı. Yani bence öyle. Kendimi toparlamak istedim ve önce asıl okumama nedenimi bulmak istedim. Kitabım yok desem olmaz. Çünkü odamdaki kütüphanemde alıp okumadığım neredeyse her türden kitabım var. Tekrar düşündüm neyim eksikti? Kendimce zamanım yok bahanesini uydurduğumu farkettim. İşe git, eve gel, yemek ye, dinlen, spora git, gel duş al, saçlarını kurut yat. Genelde döngüm bu şekilde olunca başka şeylere az zamanım kalıyor. Nereden kısarak zaman yaratabilirim kısmına odaklandım ben de. Spora gitmek benim için tutku ve motive kaynağı bunu kenara itemedim. O halde aralarda bir yerlerde aralık yaratmalıydım. Bunu da işe gidip-gelirken müzik dinleyerek geçirdiğim servis yolculuğumu değerlendirerek buldum. Yol yaklaşık 25 dakika sürüyor. Bindim, oturdum, selamlaştım, kuruldum, kitabımı açtım diyene kadar biraz zaman geçse de en azından bir kaç sayfa okuyabildim. Okumaya başlayınca yeniden şevk geldi. Öğle aralarında iş yerimde hoş karşılanmasa da masa altında yine bir kaç sayfa okumayı başarıyorum. 3 hafta içinde 3. kitabımı bitirince mutluluk saldı içimi iyice. Alınacak kitap listem arttı. Bu listeye ek bazı arkadaşlarım da bana hediye aldı iyice mutlu oldum.

Mutlu olmak bazen kolay oluyor.

İşin özü mutlu edecek şeyler yapalım, mutlu edecek şeyler okuyalım. Sevdiğimiz tarzı bulup bunu bilirsek gerisi çorap söküğü gibi gelecektir.


Sevgiyle Kalın..



Devamını Oku »

23 Tem 2018

YULAF EZMELİ, UNSUZ, YUMUŞAK FİT POĞAÇA


Merhaba;

Ara ara yaptığım çok güzel bir poğaçadan size bahsetmek istedim. Yulaf ezmesini seviyorsanız veya nasıl yiyeceğinizi bilmiyorsanız bu tarif tam size göre. Hem de proteinli.

Yulaf ezmesi hem sağlıklı olması bakımından hem de çok güzel tok tutma özelliğinden diyet yapanların veya benim gibi sağlıklı beslenme takıntısı olanların her zaman gözde yiyeceği olmuştur ve de olmaya devam edecektir.

Bir de yulafla buluşan lor peyniri var ki. Bence poğaçanın besin değerlerini daha da yukarıya taşıyor. Yerken bunların tadını baskın almıyorsunuz. Hele ki lor peynirini neredeyse hiç hissetmiyorsunuz. O yüzden bence yüksek protein tüketmek isteyen fakat tadını sevmediğinden lor peyniri yiyemeyen arkadaşlara da bir fırsat olabilir. Yok illa ben yiyemem derseniz kendi sevdiğiniz bir peynir kullanabilirsiniz. Beyaz peynir gibi.



Tane olarak düşük kalorili ve de çok güzel bir ara öğün değerlendirmesi bu poğaça. Çayın yanına da çok yakışıyor. Üstelik kendi istediğiniz malzemeleri ekleyip çıkartabilirsiniz. Yapımı da bir o kadar basit. Bu şekilde eringen arkadaşlar da umuyorum ki deneyebileceklerdir :)

Öncelikle malzemeler:

*2 su bardağı yulaf ezmesi
*3 yemek kaşığı lor peyniri.
*2 yemek kaşığı yoğurt.
*1 yumurta
*Biber
*Maydanoz-Dereotu
*10-12 adet zeytin
*tuz
*karabiber
*kırmızı biber

Bütün malzemeleri bir kapta karıştırıyoruz. Biraz cıvık bir şey oluyor. Top şekline getirip yağlı kağıt serdiğimiz tepsimize aralıklı diziyoruz. Eğer bir araya gelmiyorsa 1 kaşık kadar yoğurt ekleyip malzemeyi tekrar bir karıştırıp şekli öyle verebilirsiniz.



Önceden ısıtılmış fırının orta bölümüne koyuyoruz. 180 derecelik ayarda biraz kızarana kadar pişmesi yeterli.Ortalama 20 dakika. Yumuşak güzel bir ara öğün poğaçası oluyor.


Ben buzluğa 2şerli olacak şekilde paketleyip atıyorum. Ara ara sabahları işe giderken yanıma alıyorum. Ben yiyene kadar onlar çoktan çözülmüş oluyorlar.

Eğer yaparsanız şimdiden afiyet olsun :)


Devamını Oku »

19 Tem 2018

TERMOS ÖNERİSİ

Merhaba;

Bu aralar uzak kaldım buralardan. İnsan bazen bir şeyleri boşverip öylesine yaşayıp gitmek istiyor. Neyseki çabuk terk ettim bu düşünceyi :)

Bir süredir kendime termos alma peşinde o mağaza senin, bu site benim dolanıp duruyorum. Benim derdim özellikle yaz aylarında yanımda soğuk içecek taşıyabilmek. Kış aylarında sıcak bir kahveye de hayır diyemesem de yine de aklımda hep yazın kullanma fikri vardı. Genelde fiyatları 30 tl civarında. Çelik almak istedim. Sade bir şey. Öyle çok süslü şeylerden hoşlanmıyorum açıkcası. Benim için en önemli şeylerden biri gerçekten içeceğin ısısını uzun süre muhafaza etmesi ve de sızdırmaması. Aslında en önemlisi sızdırmaması sanırım.

decathlon


Çok gezdikten sonra tercihimi Decathlon mağazasında satılan Quechua markasında yana kullandım. Değişen ml ölçüleriyle herkese hitap ediyordur sanırım.Ben 400 ml olan çelikten aldım. Siyah rekli olanları da var. Bana çabuk çizilir ve kötü durur gibi geldi başta fakat aslında aynılar. Yani hangisini alırsanız alın. Zevke kalmış.

Ürün tam da umduğum gibi. Soğuk kahvemi 7-8 saat güzel muhafaza etti. Mevsim sıcaklıklarının da tabii ki etkili olacağını düşünürsek bu muhafazaya bence iyi iş çıkardı. Sıcak içecek olarak bir kez çay götürdüm sadece, fakat çayın tadının biraz değiştiğini farkettim. Sanırım sızdırmaması için olan kapağın ucundaki plastikten dolayı. O yüzden sıcak bir şey koymuyorum içine. Ben 39 liraya almıştım sanırım şu an biraz artmış fiyatı.

Bazen soğuk süt, toz kahve ve tarçını karıştırıp iş yerime götürüyorum; bazen de süt ile meyveleri blenderdan geçirip içine koyuyorum. Bu boyu çantama da rahatça sığıyor.

Bu ürünün çizilmemesi için kendi kılıfı yok fakat isterseniz ayrı bir kılıf alabilirsiniz.

Bebek maması hazırlayanlar için de uygun bir ürün. Sıcak suyu yanlarında taşıyabilirler veya evde hazır olması için sıcak suyu içerisinde bekletebilirler. Böylelikle istedikleri zaman ellerinin altında sıcak su olmuş olur.

Tek sıkıntı olabilecek konu temizliği. Ürünü kullanmadığımızda kapağını açık bırakmalıyız ki tupperlar gibi koku yapmasın. Yıkarken süngeri içine bir çatalın arka tarafıyla sokup güzelce yıkamak daha yararlı oluyor. Diğer türlü sadece çalkalamakla yetinmek pek temiz olmuyor.

Siz de iş yerinize soğuk bir içecek götürmek isterseniz: Süt, 1 adet muz, damak tadına uygun miktarda toz kahve ve isteğe bağlı olarak bal ekleyerek blenderdan çektiğiniz karışımı termosunuza koyabilirsiniz. Muz yeterince tatlı yapıyor fakat alışık olmayanlar kendilerine uygun bir tatlandırıcı çeşidi koyabilirler.

Sağlıkla kalın...


Devamını Oku »

17 May 2018

FISTIK EZMELİ SOĞUK BAR


Merhaba :)

Bir süredir severek yaptığım ve yediğim bir tarifi sizinle paylaşmak istedim. Hem dondurma gibi insanı ferahlatıyor hem de bir nevi şu ülker metrolardan ya da snicker çikolatalardan yemişsiniz gibi oluyor. Tabii bu daha güzeli, rafine şekersizi ve de 3 malzemeli.



Bu tarif için fit diyemem fakat oldukça sağlıklı. Tabii ki miktarı abartmazsanız fit sınıfına da girer :)

Abim normalde benim yaptığım şekersiz şeylerden uzak durur fakat bu tarifi kendisi bile o kadar beğendi ki, iş yerindeki kız arkadaşları bile sürekli benden tarif istediler. Aslında içine ne koyduğumu bilmeleri yeterli.

Ben spora gitmeden önce yiyorum enerji vermesi açısından.

Malzemeler göz kararı aslında. Siz istediğiniz miktarda kullanabilirsiniz. Ve de içerisine başka şeyler eklemek isterseniz keyif sizin :)


Malzemelerimiz;
*Fıstık ezmesi
*13-14 adet hurma
*bitter çikolata (Ben %80 kullandım)


-Tabii ki hurmaları önce sıcak suda beklettim ve de çekirdeklerini çıkarıp rondoda çektim. Yumuşak bir hurma kullanırsanız iyi olur. Donacakları için sert hurmalar iyice sertleşiyor ve dişinize zarar verebilir. Örneğin iran hurması yeterince yumuşaktır.

-Önce yağlı kağıt serdiğim bir kaseme fıstık ezmemi yaydım. Ben yaklaşık 1 su bardağı kadar kullandım fakat ölçmedim. Bunu buzluğa attım ve donmasını bekledim. 20-25 dakika sonra çıkarıp üzerine rondodan çektiğim hurmaları da ekledim. En üste de benmari usulü erittiğim çikolatamı döküp tekrar buzluğa attım. Yiyeceğim zaman çıkartıp ufak parçalara böldüm ve canım istediğimde bu parçalardan yedim.



Hem serin, hem leziz.


Devamını Oku »

16 Nis 2018

PLASTİK KAPAK KAMPANYASI


Özellikle bir dönemin popüler kampanyası olan plastik kapak toplama kampanyası, son zamanlarda üzücü bir şekilde çoğu kişi tarafından bittiği düşünülerek önemini yitirmeye başlamış bir kampanyadır.



BİTMEDİ! Arkadaşlar bu kampanya hala aktif bir şekilde devam ediyor. Lütfen biriktirmeye devam edelim. Plastik su şişelerinin kapakları, damacana kapakları, evdeki yağ şişelerinin kapakları hepsi de bu gruba giriyor.

Ben de bu tür faaliyetlerde yer almayı seven ve gönüllü olan biri olarak kapakları toplamaktayım. İş yerimde arkadaşlarım içtikleri şişelerin kapaklarını bana getiriyorlar. Özellikle en çok plastik şişede su tüketilen yerlerden biri olan spor salonumda da erinmiyorum ve utanmıyorum elime bir poşet alıp çöpe atılan kapakları tek tek çıkarıp yanımda götürüyorum. Bazen de çalışanlar yardım ediyor çıkarmama. Aslında sahibini salonda yakaladığımda, bir kenara bununla ilgili bir yazı asıp altına sırf bunun için ufak bir kova koymak istediğimi bildireceğim. Böyle bir şey için spora gelen hemen hemen herkesin hassasiyet göstereceğine eminim. Özellikle insanlar; toplayıp muhafaza etmek, çoğalınca ilgili yerlere kargolamak gibi angarya işleri kendileri için yapan birisinin olduğunu bildiklerinde daha duyarlı oluyorlar. Sonuçta yapacakları tek şey bitirdikleri suyun kapağını onları bekleyen kovaya atmak.

Angarya dediysem kendim için kesinlikle bunu angarya olarak görmediğimi belirtmek isterim. Mutluluğa giden bir yol benim için.

Hepimiz engelli adayıyız. Yarın ne olacağını bilmeden yaşıyoruz. Bir kişiye bile yardımcı olabilirsek ne mutlu bize.

Umarım bu tür güzel kampanyaları herkes kendini sorumlu hisseder ve de güzel bir iş başarmak için el ele verir.


Sağlıkla kalın..
Devamını Oku »

9 Nis 2018

KONYA GEZİSİ (KELEBEKLER VADİSİ)

(Dikkat bu post bol fotoğraf içerir!)

Son 2 senedir gezme işi beni iyice cezbetti. Günü birlik veya daha uzun olacak şekilde gitmek istediğim yerlere gitmek istediğim arkadaşlarımın eşliğiyle gidip geziyorum. Bu arada yalnız gezmeyi de çok sevdiğimden bazen sırf yalnız gezmek uğruna güzel planlar yaptığım da oluyor :)

7 Nisan Cumartesi akşamı hızlı tren ile Konya'ya geçtim. Ankara-Konya arası 1 saat 45 dakika sürdü. Akşam 22:00'da oraya varmıştım.

Daha önce gitmiştim aslında. Yaklaşık 3 yıl önce. O zaman günübirlik gidip aynı gün içinde Mevlana'yı, etrafındaki çarşıları, meram bağlarını gezmiştim. En çok meram bağlarını sevmiştim.

Neyse akşam geç yattım sabah kahvaltıdan sonra ilk işim kelebekler vadisine gidip gezmek oldu. Çok istiyordum orayı gezmeyi.


Ve çok çok sevdim. Benim şansıma biraz kelebek sayısı azdı. Çoğu koza halindeydi. Koza olarak görebiliyorsunuz. Nereden getirildikleri de yazıyor. Çoğu kelebek türü Filipinler'den getirilmiş.





Ortam onların istediği tarzda olduğundan bayağı nemli. Nemden hoşlanmıyorsanız çok hoşunuza gitmeyebilir. Ama büyüklü küçüklü bir sürü çeşit kelebek etrafınızda uçuyor, bazen kafanıza konuyor. Hani fantastik filmlerde ya da çizgi filmlerde olur ya onun gibiydi :)




Giriş fiyatları öğrenci için sanırım 5 TL'ydi. Ben tam bilet aldım 12,5 TL ödedim.

Ufak bir şelale, her yerde çiçekler, kelebeklerin hoşuna giden meyveler vardı.



2 adet Ara ararauna cinsi papağan vardı. Çok büyük ve güzellerdi gerçekten. Fıstık yiyorlardı :)






Kelebekler bölümünün bitiminde böcek bölümü başlıyor. Bu bölümün girişine 'Böcek sineması' koymuşlar. Çocuklar için çizgi film tarzı böcek filmleri oynuyor. Belki de ileride ki donmuş böcek bölümüne geçmeden biraz daha sevimli olarak göstermek istemişlerdir.



Ama içeride izleyen kimse yoktu.
Büyükler daha çok merak edip içeriye bakıyordu :)




Devamında hem kelebekler hem diğer cins böceklerin dondurulmuş halleri ile açılamalarının yer aldığı ufak odalar var. Çocukların ilgisini çekmek ve korkmamalarını sağlamak için küçük maketler şeklinde böceklerin oyuncaklarını da koymuşlardı. Güzel bir düşünce olmuş.








Dikkatli bakarsanız görünenler dal değil, dal gibi görünen böcekler..







Çocuklar için yapılmış güzel maketler.




Çıkışta da dondurulmuş kelebek çerçeveleri satılıyor. Türlerine göre fiyatları da değişiyor. Param olsa şahsen ben de almak isterdim. Fakat keyfi bir şey için o fiyatları vermek istemedim.



Çıkışta hatıra defteri olarak yazılması için beyaz yapraklı bir defter bırakmışlar. Hemen hemen herkes güzel şeyler yazmış. Gözüme çarpan bir tanesi hariç :D

Turistlerin de ilgi odağı burası.


Sonrasında Sille'ye geçtim. Silledeki eski evler restorasyon halinde.



Ankara Hamamönü gibi düşünebilirsiniz. Ama buradan farklı tabii ki. Mesela İzmir Şirince'ye de benzetebilirim. Orası gibi yöre halkı el emeklerini satıyor, evlerinin bir kısmını pansiyon ve cafelere dönüştürmüş. Fakat burası Merkeze daha yakın olmasından dolayı daha kalabalık ve daha gelişmiş. Hala da her yerinde restorasyon çalışmaları devam ediyor. Yani bir sonraki gidişimde veya sizin gittiğinizde benim şu an gördüklerimden daha fazla şey görmüş olacaksınız veya olacağım.

Orada ilk Aya Elenia kilisesine gittim. Çok eski tarihli bu kilise (MS.327) yörenin taşlarından yapılmış.

İç kısmı çok güzel gerçekten. İşlemeler insanı hayran bırakıyor. İçinden küçük 2 ayrı odası var.





Restorasyonu yapılmış bir adet piyano da mevcuttu.



Küçük fakat güzel bir yer. Dış cepheden sarkan zincirler, yağmur suyunun bunları izleyerek yapının temeline değmeden biraz daha uzağa damlaması için sarkıtılmış.



Bahçesinde de ortodoks mezar taşları ve su yolu için yapılmış taş ürünler vardı.



Dış yapısında yer alan bazı figürlerin anlamları varmış fakat rehber yoktu sorabileceğim o yüzden merak içerinde ayrıldım oradan.


Yan taraflarında arkeolojik kazılar devam etmekteymiş.


Oradan sonra Zaman Müzesi'ne geçtim.


Kilisenin biraz ilerisinde. Ufacık bir yer burası. Eskiden kullanılan güneş saati ve köstekli saatler mevcut. Şahsım adına çok ilgi çekici buluyorum böyle şeyleri.






XIII. Osmanlı dönemi bronz usturlab

Bu müzenin yan tarafında eski hırıstiyanlara ait mezarlar ile doluydu.


Biraz aşağıda Sille Müzesi yeni açılmıştı.


Yine burası da ufak, 2 katlı bir yer. El yazmaları kitaplar, Kur'an-ı Kerim'ler, Seramik oymalar, kılıçlar ve kıyafetler barındırıyordu bünyesinde.



Grammer kitabı (1622)

Müştemilatta bulunan kabe iç örtürsü

Çoban giysisi

Özellikle bunlara bayıldım. Süslemeler o kadar güzel ki..



Bir kenarda yöre halkı kendi ürünlerini satıyordu: Çiçek satan, el yapımı tespih satan, bardak mısırcı, spiral patatesçi...


Ben de abimin uğurlu taşı olan 'Kaplan Gözü' taşından yapılmış bir tespih aldım kendisine hediye.

Konya'ya gidip etli ekmek yemeden dönmek saçma bir şey olurdu. ''Cemo'' diye bir yere geçtim. Bayağı ünlü misafirleri oluyormuş. Giriş yerlerinde hep oraya gelen ünlülerin fotoğrafları vardı.

Gerçekten çok lezzetliydi yemekleri. Konya da yemeklerde üçleme varmış; Etli ekmek, bıçak arası, konya böreği. Aslında konya böreğinin adı eskiden 'mevlana' diye anılıyormuş. Neden değiştirdiklerini sorduğumda 'Mevlana'ya saygısızlık olmasın diye' cevabını aldım. Etli ekmek ve Konya böreğinin tadına baktım.

O gün Konyaspor'un, Sivasspor ile maçı vardı. 5-0 aldılar maçı. Halk, maçlara bayağı ilgi gösteriyormuş. Maç çıkışı trafik o kadar kalabalıktı ki, trene yetişebilirim umarım diye dua ettim :)

Her yerde nargile içebileceğiniz cafeler mevcut. Bayağı seviyorlar nargileyi anlaşılan.

Akşam 19:10 treniyle geri döndüm. Dönerken Konya şekeri de almayı ihmal etmedim. Gayet eğlendiğim, gezdiğim güzel bir hafta sonu oldu benim için..


Sevgiyle Kalın..

Ve fırsatınız varken gezin :)




Devamını Oku »